2222 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu rivayetlerin
bâzılarını Buhârî ile Tirmizî «Kitâbü't-Tib'da; Nesai «Cenâiz» bahsinde tahrîc etmişlerdir.
Mahir: Biraz farklı
olarak İbn-i Ömer rivayetini İbn-i Mace tahric etmiştir.
Adva : Hastalık
bulaşması demektir. Görülüyor ki Hz. Ebû Hureyre bir müddel «Hastalık bulaşması
yoktur.» cümlesini hadis diye rivayet etmiş, sonra bundan vaz geçmiş. Sâdece
«Hasta develerin sahibi sağlam develerin sahibi üzerine deve getirmez.»
cümlesini rivayet etmiştir. Hattâ kendisine müracaat edildiği halde bu cümlenin
hadisten olduğunu itiraf edememiştir. Onun için de hadîsin râvilerinden Ebû
Seleme: «Bilmiyorum, Ebû Hureyre mi unuttu, yoksa iki kavilden biri diğerini
nesh mi eîti?» demiştir. Ebû Seleme'nin: «Onun bu hadîsten başka bir hadîs
unuttuğunu görmedim.» dediği de rivayet olunur.
Ulemâ, bu iki sahih
hadîsin aralarını bulmak vâcibdir, dememişlerdir. İki hadîsin araları şöyle
bulunmuştur :
«Hastalık buiaşması yoktur.» hadîsinden murad
câhiliyet devrinden kalma itikadı yıkmaktır. O devirde Araplar hastalığın
Allah'ın fiilî ile dcğjl de, tabiatı icabı bulaştığına inanırlardı. İşte,
hastalık bulaşması yoktur, cümlesiyle bunlara cevap verilmiş, her şeyde oiduğu
gibi. hastalığın bulaşmasında da Allah'ın fiili nazar-ı itibara alınacağına; o
yaratmazsa mahlûkatın kendi kendine hiç bir şey yapamayacağına tenbih
olunmuştur. Kaadi İyad'in beyânına göre ulemâ bu cümleden murad, onun
söylenmesini veya itikad edilmesini yasaklamaktır. Bir takımları cümlenin haber
mânâsında olduğunu söylemişlerdir. Yâni hastalık tabiatı icabı kendiliğinden
geçmez, demektir.
«Hasta develerin sahibi
sağlam develerin sahibi üzerine deve getiremez.» cümlesine gelince: Bundan
murad da Allah'ın fiil ve irâdesi ile hâsıl olacak zarardan sakındırmaktir.
Çünkü hasta develer sağlamların arasına katıldığı vakit, hastalığı sağlamlarda
da halk etmek Allah'ın âdetidir. Cumhur ulemâya göre bu iki hadîsin araları bu
şekilde bulunmuştur. Hz. Ebû Hureyre 'nin:
«Hastalık bulaşması
yoktur.» hadîsini unutması hükme tesir etmez. Çünkü cumhûr ulemâya göre râvinin
kendi rivayet ettiği bir hadîsi unutması, o hadîsin sıhhatine dokunmaz. Bilâkis
o hadîsle amel vâcib olur. Bir de aynı hadîsi Ebû Hureyre 'den başka râviler
rivayet etmişlerdir.
Ulemâdan bâzıları hasta
develer hadîsi; hastalık bulaşması yoktur hadîsiyle neshedilmiştir, demişlerse
de Nevevî bunun iki vecihle hata olduğunu söylemiştir.
1- Nesh için hadîslerin
tarihleri bilinmek ve nasihin mensuhdan sonra gelmesi şarttır. Burada böyle
birşey bilinememektedir.
2- Nesh İddiası için iki
hadisin aralarını bulmaya imkân olmamalıdır. Halbuki burada İki hadîsin arası
pekâlâ bulunmuştur.
Safer iki suretle te'vil
edilmiştir. Birinci te'vîle göre bundan murad Muharrem ayının hürmetini Safer'e
te'hir etmektir. Cahiliyet devrinde Araplar bunu yaparlar ve nesî* ismini
verirlerdi. Mâlik ile Ebû Ubeyde'nin kavilleri budur. İkinci te'vîle göre Safer
karında yaşayan bir takım kurtlardır. Cahiliyet devri itikadlarından biri de
budur. Araplar karın boşluğunda bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o
hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini öldürdüğüne inanırlardı. Hatta bunu
uyuz hastalığından daha bulaşıcı sayarlardı. Nevevî'nin beyânına göre bu
kelimenin sahîh tefsiri budur. Mutarrîf, İbni Vehb, îbni Habib, Ebû Ubeyd ve
diğer birçok ulemânın kavilleri de budur. Maamafih Nevevî burada her iki
tarafın kastedilmiş olabileceğini söylemekte ve her iki saferin de bâtıl ve
asılsız olduğunu bildirmektedir.
Hame dahî iki suretle
te'vîl edilmiştir. Birinci te'vîle göre bundan murâd gece kuşlarından
baykuştur. Puhu kuşu olduğunu söyleyenler de vardır. Eski Araplarca bir evin
üzerine baykuş konarsa bu ev sahibinin veyahut o aileden birinin yakında
öleceğini haber vermek demekti.
İmam Mâlik'in tefsiri
budur. İkinci te'vîle göre cahiliyel devri Arapları ölen bir kimsenin
kemiklerinin veya ruhunun uçan baykuşa inkılâb ettiğine inanırlardı. Ekser
ulemânın tefsiri budur. Nevevî bu iki tefsiri dahî vârid görmekte ve ikisinin
de bâtıl olduğunu bilmektedir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu gibi
şeylerin bâtıl olduğunu bildirmiştir. Bedevinin suâline de :
«O halde iik deveye
hastalığı kim geçirdi ?» diyerek belâğatin en yüksek derecesinde bir cevap
vermiştir. Çünkü başka bir deveden geçmiştir dese teselsül lâzım gelir.
Teselsül bâtıldır. Başka bîr sebeple geçmiştir dese îzâhı gerekir. Birinci
devede hastalığı kim îcâd etti ise? ikincisinde de o icâd etmiştir derse matlub
sabit olur. Çünkü hastalığı bütün develerde icâd eden Allah Teâlâ'dir.
Tıyera: Teşe'üm yâni
uğursuzluk yorumu demektir. Câhiliyet devri Arapları kuşlarla ve geyiklerle
teşe'ümde bulunur, bu da onları işlerinden alıkordu. Şeriat bunu iptal ederek
yasaklamış, fayda celbinde veya zarar definde bunun hiç bir tesiri olmadığını
haber vermiştir.
Nev' : Yıldız
batmasıdır. Araplar yağmurun yağmasını herhangi bir yıldızın batmasına veya
doğmasına bağlarlar. «Filân yıldızın batması bize yağmur getirdi.» derlerdi. Bu
hususta namaz bahsinde izahat vermiştik.
Gûl : Eski Arapların
itikadmca çeşitli renk ve kılıklara girerek insanlara görünen ve onları
yollarından sapıtıp helak eden bir nevi şeytandır. Kırlarda yaşar. Nebi
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bunu da iptal etmiştir. Cumhur ulemanın kavli
budur. Bir takım ulemâya göre halisin mânâsı gul'u inkâr demek değil, sâdece
Arapların itikadını iptaldir. Gûl
yoktur.» cümlesinden murad: Gûl hiç kimseyi yolundan sapıtamaz, demektir.